anlamadığımız şeyler hep daha güzel. anlam veremediğimiz tesadüfler. en beklemediğimiz anda alınmasını isteriz içten içe hepimiz,canımızın. Dillerde hasta yatağında saçma bi hastalıktan can vermek istense de, aşk için verilmek istenir canlar.
Tutkularımız için,hırslarımız için,toprak parçaları için,edilen danslar için,tutulmamış sözler için.
ölüm tutkusu var bizde,canımız yanıcak kadar korksak da garip bi çekimi var.
aşk.
"Ve dans etmek bir daha
Ölümü dansa yollamak"
Farkında mısın bilmiyorum ama seslerle alakası yok bunun. Kokularla yok,gördüğünle yok. bu.bu sancı. Bu boşluk.
Bu hissettiklerimizle alakalı,senin ellerin de,karşındakinin silahları da,arkandakinin bıçakları da değiştiremeyecek bunu.
Hadi sen öldün de,yüreğin de ölür mü be.
Büyük somutluklar değil,hiç değil. En ufak hisler savaşları başlatan.
parçalanıyoruz. insanlara gülümserken,yemek yerken,uyurken, biraz daha parçalanıyoruz.
"kalbi delip geçmek."
biz tamamen parçalardan ibaret kaldık.
ölüm değil korkutan geride bıraktıklarımız.
kaybedecek bişeyin olmazsa ölümden korkmazsın.
ölürken çekeceğin acıdan korkarsın sadece.
senin yüreğin 17 yaşındayken kopmuş zaten,
çekip almışlar senden daha neyin acısı,neyin korkusu.
mutlu muyuz biz
sahi mutlu muyuz
bu kadar kırıkla bu kadar yarayla,yine de mutlu muyuz
itildik,hırpalandık,mutlu muyuz
evet.
hayır.
kim bilir
ölümün en çekici yanı da,yaşarken aynı yerde nefes bile alamadığın insanla,
aynı sonsuzluğu paylaşıcak oluşun.
Ve dans etmek bir daha
Ölümü dansa yollamak...
Ölümü dansa yollamak...

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder